Anksiyete temel olarak kaygı, endişe anlamına gelmekle birlikte fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği, normal dışı ve nedensiz bir aşırı korku hali olarak da tanımlanabilir.

Aslında kaygı insanın doğasında var olan ve güvenliğimizi tehdit eden ya da tehdit etmesi muhtemel olan tehlike durumlarına karşı önlem alarak kendimizi korumamız için hayati öneme sahip olan bir duygudur. Normal kaygının kişiyi tehlikelere karşı uyarma koruma ve harekete geçirme özellikleri vardır. Aşırı kaygılı durumlarda ise bir kaygı bozukluğundan söz etmek mümkündür.

Kaygı bozukluğu olan kişi kendisini huzursuz hisseder ve kötü bir şey olacakmış endişesi  taşır fakat bu durumunu açıklayacak somut bir tehdit veya tehlike gösteremez. Belli bir neden yok iken ya da olması gerekenin çok üstünde tepki oluşturan sıkıntı, daralma gibi olumsuz duygularla beraber bazı fiziksel belirtilerle birlikte olup kişinin psikolojisini ve işlevselliğini bozar. Korku hissi ile birlikte ortaya çıkabilen bu fiziksel belirtiler arasında kalp çarpıntısı, terleme, titreme, sallanıyormuş hissi, sırt ağrısı, baş ağrısı, kas gerginliği, kolay yorulma, irkilme, ellerin soğuması, ishal, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, midede rahatsızlık hissi, yutkunma güçlüğü, nefes almada zorluk, boğazına yumru takılma hissi, kollarda ve bacaklarda uyuşma, hızlı nefes alma vb. sayılabilir. Bu yoğun korku kişinin düşünme biçimini, algılarını, bilişsel yapısını değiştirerek çarpıtmalar, gerçekdışı değerlendirmeler oluşturmasına neden olur. Kişi kötü bir şey olacak hissi nedeniyle konsantre olmakta güçlük yaşar, uykusuzluk ya da fazla uyuma – iştahsızlık ya da fazla yeme belirtileri gösterebilir.

Gerekli ve elzem olan anksiyete, belli bir ölçüyü aştıktan sonra kişinin hayatını ve sağlığını tehdit eder hale gelmektedir. Olması gerekenin çok üstünde, tepki oluşturan, beklenenden daha uzun süren ve kişinin yaşamını olumsuz etkileyen anksiyete artık sağlıklı değil patolojik hale gelmiştir.